Çocuk Gelişimi

Çocuklar neden aynı kitabı tekrar tekrar ister?

2 Ekim 2025 · Elif Ezgi Balıkçı

Çocuklar neden aynı kitabı tekrar tekrar ister?

“Yine mi bu kitap?”

Çocuğuna kitap okuyan hemen her anne babanın en az bir kez söylediği bir cümledir bu.

Kitaplıkta onlarca kitap vardır ama çocuk yine aynı kitabı getirir. Üstelik hikayeyi artık ezbere biliyordur. Hangi sayfada ne olacağını, kahramanın ne söyleyeceğini, hatta bazen sizin nerede sesinizi değiştireceğinizi bile...

Bir kelimeyi farklı okusanız hemen itiraz eder:

“Öyle değildi!”

Peki sonunu bu kadar iyi bildiği bir hikayeyi neden tekrar tekrar dinlemek ister?

Çünkü yetişkin için “aynı” olan hikaye, çocuk için her okumada tam olarak aynı değildir.

Bildiği hikaye ona güvenli bir dünya sunar

Çocuklukta hayatın büyük bölümü yetişkinlerin kararlarıyla ilerler. Ne zaman evden çıkılacağına, nereye gidileceğine, günün nasıl akacağına çoğunlukla çocuk karar vermez.

Ama sevdiği kitabın kapağı açıldığında karşısında bildiği bir dünya vardır.

Kahramanın birazdan ne söyleyeceğini, hangi sayfada komik bir şey olacağını, korktuğu karakterin ne zaman ortaya çıkacağını ve en önemlisi hikayenin nasıl biteceğini bilir.

Bu öngörülebilirlik çocuğa güven verir.

Bir anlamda hikayenin dünyasına her girişinde şu deneyimi yeniden yaşar:

“Burayı tanıyorum. Burada ne olacağını biliyorum.”

Bu nedenle aynı kitabı tekrar tekrar istemek bazen yalnızca bir kitap tercihi değildir. Çocuğun kendisine tanıdık ve güvenli bir alan yaratma yollarından biridir.

Tekrar, çocuğun öğrenme yollarından biridir

Biz yetişkinler bir hikayeyi bir kez okuyup “anladığımızı” düşünebiliriz. Oysa çocuk için tekrar, öğrenmenin en doğal yollarından biridir.

İlk okumada olayları takip eder.

İkinci okumada resimlerdeki ayrıntıları fark eder.

Bir başka okumada daha önce duymadığı bir kelime dikkatini çeker.

Sonra karakterin yüzündeki ifadeyi görür.

Bir süre sonra olayların sırasını tahmin etmeye, cümlelerin sonunu tamamlamaya başlar.

Yani çocuk aynı hikayeyi tekrar tekrar dinlerken yalnızca onu ezberlemez; hikayenin içine giderek daha fazla yerleşir.

Bu tekrar dil gelişimi açısından da çok değerlidir. Sözcükler, cümle yapıları, kafiyeler, tekrar eden ifadeler ve anlatım kalıpları zamanla çocuğun dil repertuvarına katılır.

Ve sonra çok güzel bir şey olur:

Hikayeyi anlatan artık yalnızca yetişkin değildir.

Okumayı bilmese bile kitabı “okumaya” başlar

Özellikle küçük çocuklarda bir kitabı okumak, her zaman harfleri okuyabilmek anlamına gelmez.

Başlangıçta hikayeyi anne, baba ya da çocuğa eşlik eden başka bir yetişkin okur. Çocuk dinler. Resimlere bakar. Ses tonunu takip eder. Bazı sözcüklere güler, bazı sayfalarda heyecanlanır.

Sonra aynı kitap tekrar gelir.

Bir daha okursunuz.

Sonra bir daha...

Ve bir gün kitabı çocuğun elinde görürsünüz.

Henüz okumayı bilmiyordur belki. Ama kitabı açar, sayfaları sırayla çevirir ve hikayeyi anlatmaya başlar.

Üstelik bazen sizin okurken kullandığınız cümleleri, vurguları, hatta bazı sözcükleri neredeyse birebir kullanır.

Dışarıdan bakıldığında “Kitabı ezberlemiş.” diyebiliriz.

Oysa bundan çok daha zengin bir süreç yaşanmaktadır.

Çocuk resimlerden ipuçları toplar, olayların sırasını hatırlar, duyduğu sözcükleri geri çağırır, bir sayfayı diğeriyle ilişkilendirir ve bütün bunları yeniden bir anlatıya dönüştürür.

Henüz yazılı sözcükleri çözemese bile bir kitabın nasıl okunduğuna ve bir hikayenin nasıl anlatıldığına ilişkin zihinsel bir yapı kurmaya başlamıştır.

Resimler de okunur

Çocuk kitaplarında resimler yalnızca metni süsleyen güzel görseller değildir.

Özellikle resimli çocuk kitaplarında görseller, hikayenin ikinci anlatıcısıdır.

Yetişkin metni okurken çocuk bazen bambaşka bir kanaldan hikayeyi takip eder.

Karakterin yüzündeki küçücük bir ifadeyi fark eder. Arka plandaki bir nesneyi keşfeder. Önceki sayfada gördüğü bir ayrıntının sonraki sayfada değiştiğini görür. Metinde açıkça söylenmeyen bir duyguyu resimden çıkarabilir.

Üstelik aynı kitabın her tekrarında daha önce fark etmediği yeni bir ayrıntıyla karşılaşabilir.

Bu nedenle tekrar tekrar kitap okumak, çocuğun yalnızca sözcüklerle değil görsellerle de anlam kurmasına alan açar.

Bir çocuk kitabı yazarı olarak resimli kitapların en sevdiğim taraflarından biri de bu.

Yazar hikayeyi sözcüklerle kurar, çizer ona kendi anlatısını ekler; ama kitap çocuğun eline geçtiğinde üçüncü bir anlatı daha doğar:

Çocuğun gördüğü hikaye.

Bazen çocukların bir resimde fark ettiği şey, yetişkinlerin gözünden tamamen kaçabilir.

“Sonra ne olacak?” sorusunun cevabını bilmek çocuğu pasif değil, aktif hale getirir

Bir kitabı ilk kez dinlerken çocuk çoğunlukla hikayeyi takip eder.

Ama hikayeyi öğrendiğinde rolü değişmeye başlar.

Artık tahmin edebilir.

Hatırlayabilir.

Cümlenizi tamamlayabilir.

Sizi düzeltebilir.

Bir sonraki sayfada ne olacağını söyleyebilir.

Hatta kitabı eline alıp bu kez hikayeyi size anlatabilir.

Bu küçük gibi görünen değişim aslında çok kıymetlidir.

Çünkü çocuk artık yalnızca kendisine anlatılan bir hikayeyi dinleyen kişi değildir; anlatının aktif bir parçası olmaya başlamıştır.

Çocuklarla kitaplar üzerinden yaptığım buluşmalarda bunu çok net görüyorum. Bazen yetişkinin önemsiz sandığı küçücük bir ayrıntıyı çocuk hatırlıyor. Bazen karakter hakkında benim bile beklemediğim bir soru soruyor. Bazen hikayenin içinde kendi hayatından bir şey buluyor.

Çünkü çocuklar hikayeleri yalnızca dinlemezler.

Onlarla ilişki kurarlar.

Bazen aynı kitabı değil, aynı karakteri özler

Çocuğun sevdiği bir karakter zamanla yalnızca bir kitap karakteri olmaktan çıkabilir.

Tanıdığı, ne yapacağını bildiği, bazen kendinden bir parça bulduğu bir yol arkadaşına dönüşebilir.

Korkan bir karakterle birlikte korkabilir.

Hata yapan bir karakterle birlikte rahatlayabilir.

Üzülen karakterin duygusunu tanıyabilir.

Cesaret eden bir karakterin ardından kendi cesaretini düşünebilir.

Bu yüzden çocuk bazen aslında aynı kitabı değil, o hikayenin kendisinde yarattığı duygusal deneyimi yeniden ister.

İyi bir çocuk hikayesinin gücü de biraz burada saklıdır.

Peki anne babalar ne yapabilir?

Bazen kitabı yine okuyun.

Ama her seferinde aynı biçimde okumak zorunda da değilsiniz.

Bazen durup:

“Burada sence ne hissediyor?”

“Bu resimde daha önce fark etmediğimiz bir şey var mı?”

“Sence birazdan ne olacak?”

“Sen onun yerinde olsaydın ne yapardın?”

diye sorabilirsiniz.

Bazen de kitabı çocuğunuza verip:

“Bu kez sen bana anlatmak ister misin?”

diyebilirsiniz.

Sonra gerçekten dinleyin.

Kelimeyi yanlış söylediğinde hemen düzeltmeden, hikayenin bir bölümünü atladığında müdahale etmeden, onun kurduğu anlatının nereye gittiğini merak ederek...

Çünkü o anda yalnızca hafızasını değil; dilini, düşüncesini, hayal gücünü ve kendi anlatıcı sesini de kullanıyordur.

Ama bazen hiçbir soru sormamak da gerekir.

Çocuğun hikayenin tadını çıkarmasına izin vermek...

Çünkü yetişkin olarak görevimiz her kitabı bir öğretim etkinliğine dönüştürmek değildir.

Bazen hikaye sadece hikaye olarak kalmalıdır.

Ve belki çocuk edebiyatıyla ilgili en sevdiğim şeylerden biri de tam olarak budur.

Bir çocuk sevdiği kitabı yeniden kucağınıza getirip:

“Bir daha okuyalım mı?”

dediğinde sizden yalnızca aynı kelimeleri yeniden söylemenizi istemiyor olabilir.

Belki tanıdığı bir dünyaya yeniden girmek, sevdiği karakterlerle yeniden karşılaşmak, bildiği bir sonun güvenini yeniden yaşamak istiyordur.

Belki bu kez resimde daha önce görmediği küçücük bir şeyi keşfedecektir.

Belki dün sizin anlattığınız hikayeyi bugün kendisi anlatacaktır.

Ve belki de bir çocuğun kitaplarla kuracağı uzun ilişkinin ilk adımları tam olarak böyle atılıyordur:

Aynı kapağı tekrar tekrar açarak.

Çünkü çocuk için iyi bir hikaye, son sayfayı çevirdiğimizde geride bıraktığımız bir yer değildir.

Tekrar tekrar dönebileceği bir dünyadır.

WhatsApp'tan Yaz