Yazarlık

Yazmaya başlamak için mükemmel cümleyi beklemeyin

21 Eylül 2025 · Elif Ezgi Balıkçı

Yazmaya başlamak için mükemmel cümleyi beklemeyin

Bazen bir hikaye zihninizde uzun zamandır vardır.

Karakteri bilirsiniz. Ne hissettirdiğini bilirsiniz. Hatta hikayenin nereye varacağını bile az çok görürsünüz.

Ama o ilk cümle...

Bir türlü gelmez.

Yazarsınız, silersiniz. Yeniden yazarsınız. Beğenmezsiniz. Biraz daha düşünmeye karar verirsiniz.

Ve bazen henüz yazılmamış bir hikayenin başında, sadece mükemmel başlangıcı beklediğimiz için gereğinden fazla zaman geçiririz.

Oysa yazarken öğrendiğim en önemli şeylerden biri şu:

Bir hikayeyi başlatan şey mükemmel bir cümle değil, yazmaya cesaret ettiğiniz ilk cümledir.

İlk cümlenin görevi mükemmel olmak değildir

Bir kitabı elimize aldığımızda yazarın bize sunduğu ilk cümleyi görürüz.

Ama o cümlenin kaçıncı denemede ortaya çıktığını görmeyiz.

Belki ilk taslakta bambaşka bir cümle vardı.

Belki hikayenin başlangıcı üç kez değişti.

Belki bugün çok etkileyici bulduğumuz o ilk paragraf, aslında kitap tamamlandıktan sonra yazıldı.

Okur son halini görür.

Yazar ise o son hale gelene kadar yapılan denemeleri, silinen paragrafları, vazgeçilen fikirleri ve yeniden başlayan sayfaları bilir.

Bu yüzden ilk taslaktaki ilk cümleye, yayımlanmış bir kitabın ilk cümlesiymiş gibi davranmak kendimize biraz haksızlık olabilir.

Çünkü ilk taslağın görevi kusursuz olmak değil, var olmaktır.

Bazen ne söylemek istediğimizi ancak yazarken keşfederiz

Yazmaya başlamadan önce her şeyi zihnimizde çözmemiz gerektiğini düşünebiliriz.

Oysa yaratıcı süreç her zaman böyle işlemez.

Bazen düşünür ve sonra yazarız.

Bazen de yazarak düşünürüz.

Bir karakter kağıdın üzerinde konuşmaya başladığında onu daha iyi tanırız. Bir sahneyi yazarken aslında hikayenin başka bir yere gitmesi gerektiğini fark ederiz. Başlangıçta önemsiz sandığımız küçücük bir ayrıntı, hikayenin merkezine yerleşebilir.

Yani yazmak yalnızca zihnimizde hazır olan bir düşünceyi kağıda aktarmak değildir.

Yazmak, düşüncenin şekillendiği yerlerden biridir.

Bu nedenle her şeyi netleştirmeyi beklemek bazen bizi hazırlamaz.

Bizi yalnızca bekletir.

Mükemmeliyetçilik bazen çok iyi bir bahanedir

“Mükemmel olsun.”

İlk bakışta ne kadar güzel bir hedef.

Ama yaratıcı süreçte bu cümle bazen görünmez bir frene dönüşebilir.

Henüz ortaya çıkmamış bir şeyi daha doğarken değerlendirmeye başlarız:

Yeterince özgün mü?

Yeterince güçlü mü?

Başkaları beğenir mi?

Daha iyisini yazabilir miydim?

Ve yaratıcı tarafımız daha oyun alanına çıkamadan, içimizdeki eleştirmen çoktan hakem koltuğuna oturmuştur.

Oysa üretmenin ve değerlendirmenin aynı anda yapılması zordur.

Önce bir şeyin ortaya çıkmasına izin vermek gerekir.

Sonra ona bakabiliriz.

Değiştiririz.

Sileriz.

Ekleriz.

Düzeltiriz.

Ama olmayan bir metni geliştiremeyiz.

Çocuklar bunu bizden daha iyi biliyor olabilir

Bir çocuğa boş bir kağıt verdiğinizde çoğu zaman uzun uzun “Acaba ilk çizgim yeterince iyi olacak mı?” diye düşünmez.

Bir yerden başlar.

Bir yuvarlak çizer.

Sonra o yuvarlak bir güneşe dönüşür.

Yanına bir ev gelir.

Belki biraz sonra evin yanında uçan bir balık belirir ve bizim “Ama balıklar gökyüzünde uçmaz ki” diyeceğimiz yerde çocuk için hikaye çoktan başlamıştır.

Çocukların yaratıcı dünyasında önce üretmek, sonra anlam vermek mümkündür.

Belki yetişkin olduğumuzda kaybettiğimiz şey yaratıcılık değildir.

Yaratırken yanlış yapabilme rahatlığıdır.

Çocuklarla çalışırken ve onların hikayelerini dinlerken bana en çok bunu hatırlatan şeylerden biri bu oluyor.

Hayal gücü çoğu zaman “doğru” cevabı aramadığında genişliyor.

Kötü bir ilk taslak yazmaya izin verin

Bu cümle ilk duyulduğunda biraz tuhaf gelebilir:

Kötü yazmaya izin verin.

Çünkü hepimiz iyi bir şey ortaya çıkarmak isteriz.

Ama burada amaç kötü bir metin yazmak değil.

İlk anda iyi olmak zorunda olmayan bir metne izin vermek.

Aradaki fark büyük.

İlk taslakta cümleler aksayabilir.

Bazı yerler gereğinden uzun olabilir.

Bir karakterin sesi henüz oturmamış olabilir.

Hatta birkaç sayfa sonra “Ben aslında buradan başlamamalıymışım.” diyebilirsiniz.

Hiçbiri sorun değil.

Çünkü artık önünüzde çalışabileceğiniz bir şey vardır.

Boş sayfa değildir.

Yazarlık biraz da yeniden yazmaktır

Yazmakla ilgili dışarıdan pek görünmeyen taraflardan biri budur.

Bir metni yazmak yalnızca kelimeleri ilk kez yan yana getirmek değildir.

Geri dönmektir.

Bakmaktır.

Bir cümleyi çıkarmaktır.

Başka bir cümlenin yerini değiştirmektir.

Bazen çok sevdiğiniz bir paragrafın hikayeye hizmet etmediğini kabul etmektir.

Bazen de günlerce aradığınız şeyin zaten yazdığınız bir cümlenin içinde saklandığını fark etmektir.

Bu yüzden ilk cümleden kusursuzluk beklemek yerine ona yalnızca kapıyı açma görevi verebiliriz.

İçeri girdikten sonra odaların yerini değiştirmek için bolca vaktimiz olacak.

Peki nereden başlamalı?

Aklınızda bir hikaye, bir yazı ya da uzun zamandır kağıda dökmek istediğiniz bir fikir varsa kendinize şu soruyu sormayı deneyin:

“Bunu mükemmel yazmak zorunda olmasaydım, ilk ne yazardım?”

Sonra onu yazın.

Sadece bir cümle.

Arkasından bir tane daha.

Henüz başlık düşünmeyin.

İlk paragraf yeterince etkileyici mi diye karar vermeyin.

Yazdığınız şeyi hemen düzeltmeye çalışmayın.

Bir süre yalnızca ilerleyin.

Çünkü bazen aradığımız o güzel cümle masanın başına oturmadan gelmez.

Hatta bazen hikayenin en güzel ilk cümlesi, son cümlesini yazdıktan sonra gelir.

Ve bunda yanlış hiçbir şey yoktur.

Bir hikayenin ilk cümlesi okur için başlangıç olabilir.

Ama yazar için başlangıç çok daha önce gerçekleşmiştir:

Bir fikrin zihnine düştüğü, ona kulak verdiği ve kusursuz olup olmadığını bilmeden ilk kelimeyi yazdığı anda.

Bu yüzden yazmak istediğiniz bir şey varsa mükemmel cümleyi beklemeyin.

Önce hikayeye bir kapı açın.

İçeri girdikten sonra o kapıyı nasıl güzelleştireceğinize birlikte bakarsınız.

WhatsApp'tan Yaz